Yöntem Yanlış Olunca, Doğru Sonuca Ulaşmamız Beklenemez.

2015-01-20 01:21:00
Televizyon kanalında, dini konularda yapılan bir söyleşide, hadis rivayet konusu anlatılıyordu. Bu konuşmacı peygamberimizin, günümüze kadar ulaşan rivayet hadisleri konusunda söylediği şu sözler, içinde yaşadığımız İslam ın ne derece Kur’an dan uzak yaşandığına delildir.
 
( Peygamberimizin rivayet hadisleri, eğer bugün bizlere ulaşmasaydı, kesinlikle Kur’an ı doğru anlayamazdık.)
 
Evet abartısız, aynen bu sözleri söyledi. Değerli din kardeşlerim, lütfen bu söylenilenleri bir kez daha okuyun ve birazcık düşünün. Kur’an ı anlayarak hiç okumamış olsanız bile, bu sözleri aklın ve mantığın süzgecinden geçirin. Acaba bu söylenenler doğru olabilir mi? Allah bizlerin böyle bir yol ve yöntemle, Kur’an ı anlamamızı istemi?
 
Yüce Rabbimiz HÂŞÂ bizlere Kur’an ı, gereği gibi açık yazamadı, izah edemedi de, bizleri rivayetlere mi muhtaç bıraktı. Lütfen söylediklerimizi kulağımız duysun.  
Eğer bu söylenilenlerin doğru olduğunu kabul edersek, neye inanmış oluyoruz biliyor musunuz? 
 
Allah tüm âleme, rehber olsun diye gönderdim dediği ve hepimizi sorumlu tuttuğu, eşi benzeri olmayan rehberini, bizlerin anlayacağı şekilde göndermeyip, izah edip gerektiği gibi açıklamayıp, bizlerin rivayetler yoluyla anlamamızı sağlamıştır. 
 
Ne dersiniz Yüce Rabbimiz, hem emin olmadığınız bilgilerin ardına düşmeyin, hesabını sorarım diyecek, bizleri uyaracak, hem de bizlerin Kur’an ı, rivayetlerden faydalanarak, anlamamızı mı isteyecek?
 
Doğrusu bunları söylediğimde, din kardeşlerimizi Kur’an ile uyarmaya çalıştığımda, beni sitelerinden uzaklaştırıyorlar, yazılarımı da siliyorlar. Sen Ehlisünnet inancına aykırı sözler söylüyorsun diyorlar. Lütfen şuna da düşünelim, Allah ın sünneti ayrı, peygamberimizin sünneti daha mı farklı? Hayır dostlar peygamberimiz, Allah ın değişmez sünnetine tabi olmuş ve onu bizlere tebliğ etmiştir. Allah ın sünneti de Kur’an ın bizzat kendisidir. Kur’an a uyan peygamberimize uymuş, onun yolundan sünnetinden gidiyor demektir.
 
Benim yaptığım, Allah ın kitabı Kur’an a davettir. Onun bahsetmediği, onun onayından geçmeyen hiçbir bilgiden, hükümden sorumlu olmayacağımızın hatırlatmasıdır. Bu hatırlatmayı ben yapmıyorum, Kur’an ın bizzat kendisi yapıyor. Biz iman edenlere düşen, Allah ın uyarılarını, din kardeşlerine hatırlatmaktır o kadar. 
 
Bu konu üzerinde gelin birlikte düşünelim, ama hiçbir etki altında kalmadan. Allah sizleri bu kitaptan sorumlu tutuyorum, sakın velilerin ardına düşmeyin, güvenilecek yardım istenecek veliniz yalnız benim. Sizlere açık, anlaşılır bir Kur’an indirdik. Bu kitapta her şeyden nice örnekleri, değişik ifadelerle verdik ki anlayasınız. Kur’an ın ipine sarılın diyecek, bizlerse bu sözlerin tam tersine, Kur’an da her şey yoktur, Kur’an ı bizler okuduğumuzda anlayamayız, Kur’an ı veli insanlar anlar diyeceğiz. Öylemi dostlar.
 
Ne söylediğimizin, nelerin peşinden gittiğimizin farkında mıyız? Nasıl olurda elimizde bulunan, sayısı hiç durmadan artan peygamberimizin söylediğinden emin olamadığımız, milyonlarca rivayet hadisin, bizlerin imanımızın en önemli kaynağı, Kur’an ı anlamamızın asıl merkezi olarak gösterebiliriz.
 
Tekrar hatırlatmak istiyorum. Yüce Rabbimiz, bizlerin Kur’an ı bu yol ve yöntemle anlamamızı ister mi sizce? Aklınız ve mantığınız bu düşünceye onay veriyor mu? Hangilerine göre anlayacağımıza kim karar verecek, hangi mezhebin topladıkları hadisler en doğrudur. Çünkü birbirinin zıttı olan, o kadar hadis var ki. Allah ın huzurunda bunun garantisini verebilecek var mı aramızda?
 
Hatırlayınız hadislerin tamamı, bir rivayete göre diye başlar. Yani peygamberimizin, bizzat kaleme alarak yazdırdığı hiçbir hadis yoktur. İkinci, üçüncü şahısların bir diğerine nakilleri ile bizlere ulaşmıştır. Böyle bir yöntemin zincirinde yapılacak yanlışları, ilaveleri ve art niyetli kişilerin dine sokacağı nifak tohumlarını, lütfen göz ardı etmeyelim. Bu yöntemle Kur’an ı anlamaya çalışırsak, sizce yolun sonu nereye varır?
 
Peygamberimiz sağlığında, hadislerin yazılmasını istememiştir. İstemediğinin örnekleri de vardır. Çünkü peygamberimiz daha yaşadığı dönemde, söylediği bir sözlerin, dönüp dolaşıp kendisine, çok farklı bir şekilde iletildiğini görünce, bu yol ve yöntemin tehlikesini gördüğünden yazımını, naklini yasaklamıştır. Bu gerçekler apaçık önümüzde dururken, nasıl olurda emin olmadığımız bilgiler ışığında, Kur’an ı anlamaya çalışırız ve bunlar olmasaydı, Kur’an ı doğru anlayamazdık deriz.
 
Eğer bizler Kur’an ı okuduğumuzda anlayamayacak olsaydık, Allah elçisine tıpkı Kur’an ı yazdırdığı gibi, onun açıklamasını da yazdırır ve bizlere tek bir rehber olarak ulaşırdı. Yıllar boyunca sayısı artmış ve artmaya devam eden bir bilgi ile nasıl Kur’an ı anlarız. 
 
Asıl düşünmemiz gereken, akla mantığa hitap eden bir ilmi kitabın, herkes tarafından anlaşılmayacak bir şekilde, gönderildiğinin söylenmesidir. Rabbimiz hesap soracağı bir kitabın muhkem ayetlerini, herkesin anlayamayacağı bir şekilde neden göndersin? Bu nasıl bir adalet anlayışı ki, bunu Rabbimize isnat edebiliyoruz. Bir beşerin yazdığı kitaba bile, bu sözleri söylemekten kaçınıyorsak, nasıl olurda Allah katından gelen eşi benzeri olmayan NUR’A, GÖNÜL GÖZÜNE bu sözleri layık görürüz.
 
ALLAH AYETİNDE, BÜTÜN ŞAN VE ŞEREFİNİZ, KURTULUŞUNUZ KUR’AN DADIR DİYORSA, NASIL OLURDA BÖYLE EŞSİZ BİR GÜÇ, BEŞERİ BİR AÇIKLAMAYA MUHTAÇ OLUR? 
 
Rivayet sözcüğünün anlamını biliyorsunuz. Emin olmadığımız ve dilden dile nakledilen bir bilgi, söz nasıl olurda değişime uğramadan, yüzlerce yıl sonrasına, doğru bir şekilde ulaşır. 
 
Rivayet hadisler olmasaydı, Kur’an ı bugün kesinlikle anlayamazdık diyen kardeşlerime, sormak isterim. Acaba bu rivayetlerin doğruluğunun garantisini, tıpkı Kur’an da olduğu gibi kimler veriyor? Hadis naklindeki onca Kur’an da olmayan bilgilerin doğruluğuna, mahşer günü kim ya da kimler şahitlik yapacak, bunu da düşünüyor muyuz?
 
Bizler yüz yıl öncesinin bazı bilgilerini bile,  bugüne yanlış nakledildiğini görebiliyoruz. 1400 yıl öncesinden bugüne, sizce rivayet nakliyle gelen bilgiler, hiçbir süzgeçten geçirilmeden alınırsa,  o bilgilerden ne derece istifade edebileceğimizi düşünebiliyor musunuz? 
 
Bunu söylediğimizde nefislerinin esiri olanlar, Kur’an ın açık ayetlerini görmezden gelerek, peygamberimizin rivayet hadislerinin de, Allah korumasında olduğunu söyleyebiliyorlar. Sanırım minareyi çalan, kılıfı hazırlamış görünüyor. Her mezhep kendi topladığı hadisler için, bu sözleri söylüyor ve kendi rivayetleriyle avunuyorlar. Ama Rabbimizin söylediği, kendi elleriyle yazarlar, bunlarda Allah katındandır derler uyarılarını duyan, hatırlayan bile yok. 
 
Ama bu işin, bir de öte yanı var. Allah O çetin hesap günü, kitabın ortaya konup, peygamberleri de şahit olarak çağırdığında, acaba bizleri nereden hesaba çekeceğini söylüyordu?
 
Allah bir örnek veriyor Kur’an da ve Hz. İsa ya soruyor. Sen mi söyledin insanlara, Allah ın oğlu olduğunu diyor. Hz. İsa nın cevabından, eğer bizler ders alamıyorsak bugün, aynı sorunun benzerleriyle, O çetin hesap günü karşılaşacağımız çok açıktır. Hz. İsa, Ey Rabbim ben söylemiş olsaydım bunu sen bilirdin, elbette böyle bir şey söylemedim diyor.
 
Ne dersiniz, Allah ın Kur’an da hüküm vermediği konularda, peygamberimiz de dine hüküm koymuştur dersek, doğru yapmış olur muyuz? Kur’an bizzat kendisini anlatan, açıklayan bir kitap olduğunu söylediği halde, eğer peygamberimizin rivayetleri olmasaydı, bizler bugün Kur’an ı anlayamazdık diyerek, emin olmadığımız bilgilerin ardına düşerek Kur’an ı anlamaya çalışmamız, Kur’an dan onay alır mı? Kur’an ı bu rivayetlere göre anlamaya çalışanlara, sizce peygamberimizin şahitliğinde, mahşer günü Rahmanın birçok sorusu olmayacak mı dersiniz?
 
Tüm bunları söyleyerek, Kur’an a yaptığımız saygısızlığın, lütfen artık farkına varalım. Allah hadi bir benzerini getirsinler bakalım diyerek, bizlere meydan okuyuşunu duyan yok mu? Sizlere eşsiz, bir nur, ilim indirdim diyen Rabbin sözlerini, nasıl olurda rivayetlerle anlamaya çalışırız ve bunlar olmasaydı Kur’an ı anlayamazdık deriz.
 
Bizler eğer mahşer günü, hesabını veren Rabbin halis kullarından olmak istiyorsak, önce Allah ın ipine, FURKAN a sarılmalıyız. Onu düşünerek, bolca okuyarak, önce Rabbin verdiği örneklerden, kıssadan hisselerden onu anlamaya çalışmalıyız. Bir başka deyişle Kur’an ı, yine Kur’an ın verdiği örneklerden anlamaya çalışmalıyız.
 
Daha sonra her türlü bilgiden, istifade edebiliriz. Çünkü İmanımızın temelini, çatısını, omurgasını bu yolla inşa etmişiz demektir. Bundan sonra bu binaya, yani imanımıza ilave edeceklerimiz, bizlerin gönül zenginlikleri, geleneklerimizle farklılıklar arz edebilir. Bunda bir sorun yok.
 
Eğer sağlıklı bir temel oluşturabildiysek, bizlere ulaşan rivayet hadisler olsun, her türlü bilgilerin doğru ya da yanlış olanını ayırabiliriz. Bu ayrımı eğer FURKAN ile yapmıyorsak, asla Allah ın arı-duru ve katıksız dinini yaşamamız mümkün olmayacaktır.
 
FURKAN ın anlamı, bildiğiniz gibi, iyi ile kötüyü, doğruyla yanlışı gösteren-ayıran anlamındadır. Gelin doğruyla yanlışı ayırmak için, bizleri bugüne kadar yanlış yola yönlendirenlerin yöntemiyle değil, emin olduğumuz, elimizde apaçık duran FURKAN ile yapalım. ONUN DIŞINDA EĞRİYLE DOĞRUYU AYIRAN, BİR REHBER BULMAMIZ MÜMKÜN DEĞİLDİR. 
 
Karar sizlerin. Hepimiz imtihandayız. Bu ve buna benzer yazılarımı, bazı sitelerde yasaklıyorlar. Yazılarıma tahammül edemeyen din kardeşlerim var. Bunu yapanlar, dini kendi nefislerinde yönlendirenlerdir. Kendi imtihanlarını, başkalarına zorlayanlardır. İmanından emin olan, hiç kimsenin inancına, düşüncesine karışmaz. Ama kendi fikirlerini özgürce ve saygı çerçevesinde anlatır, yazar. Bunu yapamayanlar, karşısındaki inanca tahammül edemeyenler, Kur’an ı özünde algılayamamış, gönül gözlerini aydınlatamamış kişilerdir. 
 
Dinde kendi inançlarından başkasına özgürlük tanımayanlara, kendilerini en doğru yolda olduğunu ilan edenlere Allah ın, kimin en doğru yolda olduğunu, yalnız ben bilirim ayetini, hatırlatmak isterim. İnancının doğruluğunun gücünden emin olan, başka düşüncelere saygı duyar korkmaz. Onu yakınından uzaklaştırmak yerine, onu en yakınında tutarak doğruları anlatır.
 
Peygamberimizin sünnetini takip ettiğini söyleyenler, peygamberimizin nasıl hoşgörülü olduğunu ve İslam ı nasıl güzelliklerle, hoş görüyle tanıttığını önce hatırlamalıdırlar. Peygamberimizin sünnetini yaşamak, onun Kur’an ı yaşamına nasıl geçirdiğini, öğrenmekle olur.
 
Rabbim şahittir ki ben, sizleri Kur’an a davet ediyorum. Asla başka bir amacım yoktur. Kur’an ın çevresinde buluşarak, Allah ın nuru ile aydınlanalım ve içimizdeki hurafelerden kurtulalım diye çaba gösteriyorum. İstemeden yaptığım hatalarımı, Rabbim affetsin.
 
Bende bir beşerim diyor ve yazdıklarımı, rivayetlere göre değil, Kur’an ile karşılaştırınız diyorum. Eğer Kur’an ile buluşmadıysak, birilerinin sözleriyle imanımızı yaşıyorsak, yaptıklarımızdan asla emin olamayız. 
 
Hesabın görüleceği O çetin gün geldiğinde, pişman olmak istemiyorsak, gelin Kur’an öğrencisi olalım. Onu anlayarak okuyalım. Birilerinin ardından değil, Kur’an ın ardı sıra gidelim. Çünkü peygamberimizde yalnız Kur’an a uymuş ve yalnız Kur’an ile toplumu uyarma görevi almıştır, bunu da unutmayalım.
 
Saygılarımla 
Haluk GÜMÜŞTABAK
 

10
0
0
Yorum Yaz