RABITA Nedir, İslam İnancında Var Mıdır?

2016-07-29 10:22:00
TEMMUZ
 
RABITA Nedir, İslam İnancında Varmıdır?
 

 

 
İslam toplumları olarak bizler, Kur’an ın özünden uzaklaştırılarak inancımızı yaşadığımız için, batılın ve hurafenin de etkisinden kurtulamıyoruz. Bugünkü yazımın konusu RABITA nedir, bazı tarikat ve cemaat toplumlarında nasıl uygulanır, gelin birlikte araştırıp üzerinde, Kur’an ı referans alarak düşünelim. Bakın rabıta nasıl tarif ediliyor.
 
“Rabıta bir tasavvuf terimi olup, tasavvufta belirli tarikatlarda bulunan uygulamaya verilen isimdir. Etimolojik açıdan rabıta sözcüğü rabt kökünden türemiştir. Birleştirmek ve bağlamak anlamlarına gelmektedir. Tasavvufta ise MÜRİDİN, konsantre olup ŞEYHİNİ aklında canlandırarak, ŞEYHİNDEN YARDIM İSTEMESİ, ŞEYHİNİN YARDIMIYLA ALLAH DAN FEYZ ALMASI anlamına gelir.”
 
Önce şunu açıkça söylemeliyim ki, bu yol ve yöntem, Kur’an ın öğretisi olmayıp, peygamberimizin döneminden yüzlerce yıl sonra, dine tasavvuf düşüncesinin sokulması ile girmiş bir inançtır. Fıkıh bilgilerinde de geçmez. RABITA kelime anlamı olarak birleşmek, bağlamak, bağlantı kurmak olduğuna göre, bizlerin Rabbimizle gönülden bağ kurması kadar güzel bir şey olamaz. Araya hiçbir beşeri sokmadan tabi. Gelelim tarikatların RABITA kelimesinden ne anladığına ve nasıl hayatlarına geçirdiğine. 
 
Tarifte de söylendiği gibi RABITA, tarikata bağlı müridin, konsantre olup bağlı olduğu ŞEYHİNİ düşünerek, onu hayal ederek ondan yardım istemesi, onun Allah ile arasında aracılık yapması, yani onun yardımıyla, ondan alacağı şefaatle, Allah ın rızasını kazanacağına inanılması anlamı verilmektedir. BU DÜŞÜNCE VE İNANÇ TAMAMEN ŞİRKTİR. Çünkü Allah ile kul arasında hiç kimse yoktur, hatta görev verdiği elçisi bile, Allah ile kulu arasında aracılık yapamaz.  
 
Allah Rad suresi 40. ayetinde elçisine hitaben, SANA DÜŞEN SADECE TEBLİĞ ETMEK, BİZE DÜŞEN İSE HESABA ÇEKMEKTİR diye bizleri bilgilendirir ve bakın bir başka ayetinde elçini nasıl uyarır.
 
Müddessir 11: BENİ, YARATTIĞIM KİŞİYLE BAŞ BAŞA BIRAK.( Diyanet meali)
 
Bakın ayet ne kadar açık ve net, Allah elçisini uyarıyor ve diyor ki, sana verdiğim görevi yap, izah et, anlat, tebliğ et, ondan sonrası bana aittir. Dikkat ederseniz Allah kulu arasında elçisini bile istemiyor ve beni yarattığım kullarımla baş başa bırak diyor. Allah Kur’an da ne diyordu bizler için; SİZLERİ BU DÜNYADA, İMTİHAN İÇİN YARATTIM. Madem imtihan oluyoruz hepimiz, BİRİLERİNİ ARAYA SOKARAK, TORPİL Mİ YAPMAYA KALKIYORUZ. Bakın nasılda mantıksız bir sonuç çıktı. 
 
Bizler ne yazık ki kendi nefislerimizde, Allah dostları, Allah ın sevgili kulları yarattık. Hâlbuki Allah ayetinde bu konuda bizleri uyarıp, KİMİN EN DOĞRU YOLDA OLDUĞUNU, YALNIZ BEN BİLİRİM DEMİŞTİR. Bu uyarılardan nasiplenmeyen bizler, yalnız Allah ın bilebileceği konulara da el atmaktan çekinmedik veliler, şeyhler, şüphe duymayacağımız kişiler, efendiler edindik ve ardına düştük. Kur’an ın ayetlerinde geçen kelimeleri de eğip bükerek, farklı anlamlar vererek, yanlış inançlarımıza kanıt yarattık. İnternette konuyla ilgili bir yazıda ayet örnek gösterilip, kelimelere farklı anlam vererek rabıta inancına, bakın nasıl kanıt aranmış.
 
“Ey îmân edenler! Allah’tan korkun ve SADIKLARLA beraber olun!”(Tevbe, 119) 
 
Bu ayette geçen sadık kelimesiyle, bakın burada Allah dostu, şeyh, ulema gibi insanların yolunda gidin, onlara tabi olun anlamı verilmiş, ayeti açıklama kısmında. Aynı ayeti farklı mealden yazalım şimdide.
 
Tevbe 119: Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve DOĞRULARLA beraber olun. (Diyanet meali)
 
Burada geçen doğrulardan kasıt, Kur’an ın yolundan gidenler, asla batıla, hurafeye sapmayanlar olduğu çok açıktır. Çünkü Allah ne diyordu bizlere? Sizlere gönderdiğim Allah ın ipine sarılın, emin olmadığınız bilgilerin ardına düşmeyin. Orta yolu izleyin. Buna benzer bazı ayetlere de aynı yöntemle farklı anlamlar vererek, kendi inandıkları rabıta inancına kanıt göstermektedirler. 
 
Tarikatların RABITA kelimesine yüklediği inanca, son bir örnek vermek istiyorum. Çünkü bu inanç İslam toplumlarını, Allah ın yolundan öyle bir saptırıyor ki, toplumlar ne yaptığını bilmez durumlara düşerek, örneğini yakın zamanda ülkemizde yaşadığımız, vatan hainliğine, insanlara karşı zulüm işlemeye varacak bir hale dönüştürüyor. 
 
“Rabıtanın en üstün derecesi, iki gözün arasında olan hayal hazinesi ile mürşidin ruhaniyetinin yüzüne hatta iki gözünün arasına bakmaktır. Zira orası feyiz kaynağıdır. ONDAN SONRA MÜRŞİDE KARŞI KENDİNİ ALÇALTARAK, SON DERECE TEVAZU İLE YALVARMAK VE ONU MEVLÂ İLE KENDİ ARANA VESİLE KILMAK ÜZERE, mürşidin ruhaniyetinin hayal hazinesine girip, oradan kalbine ve derinliklerine yavaş yavaş indiğini düşünüp, senin de peşinden yavaş yavaş oraya aktığını ve indiğini hayal ederek, şeyhini kendi nefsinden geçinceye kadar hayal gözünden kaybetmemektir.”  ( Ruhu'l Furkan,c.II, s.79 ) 
 
Değerli kardeşlerim, bu sözlerin ne anlama geldiğinin farkında mısınız? Bizler Allah dan başka hiç kimsenin huzurunda kendimizi alçaltamayız ve Allah dan başka hiç kimseye de YALVARAMAYIZ. Çok daha kötüsü, Allah elçisini bile kulları arasında istemezken, aramdan çekil bizi baş başa bırak kullarımla derken, Allah katında derecesinden asla emin olamayacağımız bir kişiyi, Allah ile arasında aracı asla yapamayacağımızı Kur’an emrettiği halde, tüm bu söylenenlere nasıl inanırız? 
 
Ne yazık ki yaptığımız bunca hataların nedeni, Kur’an ile bizlerin gerektiği ölçüde temas kurmaması ve onunla anladığımız dilden meşgul olmadığımız gerçeğini artık görelim. Kur’an ile aramıza hiç kimseyi sokmayalım. Çünkü peygamberimizde yalnız Kur’an ı hayatına geçirmiş ve biz ümmetine yalnız Kur’an ile hükmetme görevi almıştır. Allah Zümer suresi 3. ayetinde, bakın bizleri nasıl uyarıyor.
 
Zümer 3: İyi bil ki, halis din ancak Allah'ındır. O'NDAN BAŞKA BİRTAKIM DOSTLAR TUTANLAR DA ŞÖYLE DEMEKTEDİRLER: "BİZ ONLARA SADECE BİZİ ALLAH'A DAHA ÇOK YAKLAŞTIRSINLAR DİYE İBADET EDİYORUZ." Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz. (Elmalılı meali)
 
Rabıta kelimesine, bu şekliyle inanan ve hayatına geçirenler, bu ayette Allah ın uyarısına gözlerini yumuyor ve görmezden geliyor demektir. Allah dan başka yardım istenecek, şefaat beklenecek kimse olmadığını söyleyen Rabbimiz, bu yanlışı yapanların düşüncelerinden örnek veriyor bizlere ve diyor ki; BİZ EDİNDİĞİMİZ ŞEYH, VELİLERİ BİZLERE ALLAH A YAKLAŞTIRSINLAR DİYE EDİNDİK diyorlarmış. Ama dikkat ederseniz Allah bunu asla kabul etmediği için bizleri uyarıyor ve sakın onların yaptığı hatalara düşmeyin diyor. Hatırlayınız, bu kişiler RABITA yoluyla ne yapıyorlardı; Edindikleri Mürşide, şeyhe karşı kendilerini alçaltarak, ona yalvararak Allah ile aralarında aracılık istiyorlardı. İşte bu mürşide, şeyhe kulluk yapmaktır yani ibadettir ki, Allah bunu sakın yapmayın diyor ve uyarıyor.  Tabi dinleyen, duyan, Kur’an ı okuyan mı var. Bazı tarikatların şeyhlerinin, sizler benim kullarımsınız dediklerini duyarız. Bu sözler şirktir, çünkü Allah dan başka hiç kimseye kul olunmaz, onun huzurunda boyun eğilmez, yalvarılmaz ve yardım istenmez. 
 
Bir Müslüman a düşen, din kardeşini Kur’an ile uyarmaktır. Dilerim cümlemiz katıksız, halis dini yaşayan, inancına batıl karıştırmayan, azınlık Allah ın halis kullarından oluruz. 
 
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK
 
 
 

107
0
0
Yorum Yaz