Ölümle Yüzleşebilmek.

2014-12-29 20:31:00
SUBA
Ölümle Yüzleşebilmek.
 

 

Bizler ölümden bahsederken, korku ile karışık bir ürperti duyarız. Onun içinde aklımıza bile getirmek istemeyiz ölümü.  Bu korkumuzun nedeni nedir diye hiç düşündünüz mü?
 
Ölümden neden korkarız? Neden ölen bir kişinin ardından ağıtlar yakarız? Bazen de adeta isyana varan davranışlarımızla yakınlarımızın, sevdiklerimizin ölümünü kabullenemeyiz. Tüm bu aşırı davranışlarımızın ardındaki duygunun özünü, önce tespit etmeliyiz ki, yaptıklarımızın sınırını daha doğru belirleye bilelim.
 
Dünyaya ağlayarak geliriz. Yakınlarımız bu ağlamamızdan memnun olur, çünkü sağlıklı olduğumuzun işaretidir. Ya bu Dünyadan göçtüğümüzde durum nasıldır? Tam tersi bu sefer ölenin yakınları üzülürler, ağlarlar. YA ÖLEN KİŞİNİN DUYGULARI, NASILDIR DİYE HİÇ DÜŞÜNÜYOR MUYUZ? 
 
İnsanoğlu bilmediği, emin olmadığı her şeyden korkar. Bildiği konularda ise hiç tedirgin olmaz ve korkmaz. Acaba ölümü ve ötesini bizler, Allah ın rehberinden öğrenmeye çalışıyor muyuz? Örneğin uçağı hiç görmeyen, bilgisi olmayan, ilkel bir insanı uçak yolculuğuna ikna edemezsiniz. 
 
İşte bizlerin ölümden korkması, aşırı tepkiler göstermesi, ölen bir yakınımızın ardından adeta yas tutarak, isyan derecesine gelmemizin nedeni de, ölüm konusunda doğru bilgilerimizin olmadığı, kulaktan dolma bilgiler olmasından kaynaklanmaktadır. TABİ BİR BAŞKA NEDEN DE, GERÇEK YUVAMIZA DÖNÜŞ İÇİN HİÇ BİR HAZIRLIK YAPMADIĞIMIZDIR. BU HAZIRLIKSIZ OLUŞUMUZ, ÜZÜNTÜMÜZÜ ARTIRDIĞI GİBİ, DAVRANIŞLARIMIZI DA ETKİLİYOR. 
 
Şöyle düşünelim, peygamberimizin evlatları öldüğünde, sizce bizlerin gösterdiği aşırı tepkiyi göstermiş midir? Eğer ölen bir yakınımızı, sonsuzluk mekânına, huzur ve mutluluğa gönderdiğimizi bilmiş olsaydık, acaba bu kadar üzülür müydük?
 
Bizler ölümü, kelime anlamı olarak nasıl algılıyoruz? Yok olmak mıdır ölüm? YOKSA TAM TERSİNE, SONSUZLUĞUN BAŞLANGICIMIDIR? İşte tüm bu bilgileri doğru öğrenebilmemiz için, doğum, ölüm ve sonrası neler olacağını öğrenmek istiyorsak, doğru bir kaynaktan bilgiler edinmeliyiz. Bu kaynakta, Rabbin rehberi Kur’an dan başka ne olabilir? KUR’AN I YETERLİ GÖRMEYEN BİZLER, EDİNDİĞİMİZ VELİLERİN REHBERLİĞİNDE ÖĞRENDİĞİMİZ YANLIŞ BİLGİLERLE İSLAM I YAŞARSAK, ELBETTE ÖLÜMDEN DE KORKARIZ.
 
Bizler elimizdeki yaşam rehberine, kullanma kılavuzuna bakmak yerine, onu herkesin anlayamayacağı bir rehber ilan etmemiz, bizlerin yaşam gerçeğini doğru kavrayabilmemizi de engellemiştir. Bu yanlış bilgiler ışığında, elbette ölümden korkarız, hatta her sözü geçtiğinde ürpeririz.
 
Rabbimiz in, yemin ederek kolaylaştırdığını söylediği Kur’an ı, Allah ın rehberiyle arasına girenler, öyle zorlaştırmış ve DİNE ÖYLE KORKU SALMIŞLAR Kİ, BIRAKIN ÖLÜMDEN KORKMAYI, YAŞARKEN BİLE DİNİ ZORLAŞTIRARAK, TOPLUMU KORKUTARAK, HAYATI ZİNDAN ETMİŞLERDİR.
 
Allah sizleri imtihan için bu Dünya ya, geçici olarak gönderdim der Kur’an da. Buradan da anlıyoruz ki, asıl evimiz, yuvamız bizlerin bu dünya değil. Şöyle bir örnek verelim. Uzak bir yerde, bir yakınımızı ziyarete gittiğimizi düşünelim. Belirli bir zaman geçtikten sonra, evimize dönmek isteriz, evimizi özleriz. Çünkü herkes kendi evinde, daha rahattır huzurludur. Bunun bilincindeyiz, döneceğimiz mekânı biliyoruz.
 
O halde bizler bu dünyaya geçici olarak geldiysek, neden asıl mekânımıza, yuvamıza vakti gelip göç eden yakınlarımızın ardından, sınırları zorlarcasına, aşırı üzülüyoruz, ağlıyoruz ve kederleniyoruz. Eğer gerçek mekânımızın Allah ın mekânı olduğuna iman ediyorsak, dönüş vakti gelenlerin ardından takındığımız tavır, davranış biraz aşırı değil mi sizce?
 
Örneğin suç işlemiş bir çocuğu düşünün. Anne ve babasının korkusundan eve bile gitmekten korkar. Çünkü cezalandırılacağını bilir. İşte ne yazık ki bizlerde bu yaşamımızda, imtihanımızı genelde unutup, nefsimizin esiri olup, kendimize bile yapılmasını istemediklerimizi başkasına yaptığımızdan olsa gerek, öldüğümüzde yani geri dönüşte ne ile karşılaşacağımızı hesap edemiyoruz ve bu korku bizleri aşırı tedirgin ediyor.
 
BUNUN İÇİNDİR Kİ ÖLÜMDEN HEPİMİZ KORKUYORUZ. YOKSA ÖLÜM EVE, YUVAYA, RABBİMİZE DÖNÜŞTÜR. KİM EVE, YARADAN A DÖNMEK İSTEMEZ. BİZLER SONSUZ MEKÂNDA, BİZLERİ BEKLEYEN ÇETİN BİR SORGUNUN TEDİRGİNLİĞİNİ YAŞIYORUZ. 
 
BİZİ TEDİRGİN EDEN GERİ DÖNÜŞ DEĞİL, HAZIR OLMADIĞIMIZ GERÇEĞİDİR. KORKUMUZ ÖLÜME DEĞİL YAPTIKLARIMIZA, YAPMAK İSTEDİĞİMİZ HALDE YAPAMADIKLARIMIZA.
 
Bizler bu Dünyanın malına, mülküne, şanına, şöhretine öyle alışıyoruz ki, bırakın yarını, yıllar sonrasına planlar yapıyoruz. Kiminle yaptık bu anlaşmayı? Geri dönüş için, hiç mi planımız yok? Hani bir gün, er ya da geç dönecektik? Bu dünyanın zevkine, geçici heveslerine öyle kapılıyoruz ki, döneceğimiz gerçeğini bizlere unutturuyor.
 
Allah sizleri malla, mülkle, evlatlarınızla imtihan ederim diyor. Bizler tapusunda ismimiz yazan evleri, arsaları, ya da evlatlarımızın asıl sahipleri bizler olduğumuzu sanıyoruz. Hayır, hiç biriside bizlerin değildir. BİZLERE ALLAH IN EMANETİDİR. İSTEDİĞİ ZAMANDA GERİ ALIR. 
 
Ama bizler emaneti teslim günü geldiğinde, verdiğini geri almak isteyen gerçek mülkün sahibine, davranışlarımızla, hareketlerimizle neredeyse isyan ediyoruz. SİZCE BUNA HAKKIMIZ VAR MI? 
 
Bu emanetleri Yaradan dan teslim alırken, böylemi davranmıştık? Aldığımız evler, arabalar, doğan evlatlarımızı sevinçle teslim almıştık.  Bizlerin canı da, Rabbin bizlere emaneti değil mi? 
 
EMANETİNİ GERİ ALMAK İSTEDİĞİNDE, YARADAN A TESLİM EDERKEN, BU DAVRANIŞIMIZDAKİ TAKINDIĞIMIZ TAVIR NİYE? 
 
Yaradan bizim asıl sahibimiz, anamız, babamız misali. Hangi ana-baba, evladına eza, cefa verir. Yeter ki onun kıymetini bilelim, ona isyan etmeyelim. EKSİKLERİMİZ, YANLIŞLARIMIZ OLACAKTIR. YARADAN ÖYLE BAĞIŞLAYICIDIR Kİ, BUNU HAYAL BİLE EDEMEYİZ.
 
Allah sizleri, evlatlarınızla imtihan ederim diyor da,  elçisini bile evlatları ile imtihan ediyorsa, nasıl olurda bizler, genç yaşta kaybettiğimiz evlatlarımızın, kardeşlerimizin, anne ve babalarımızın acısına yenik düşerek, nefsimizin isyanını dizginleyemeyiz?
 
Elbette sevdiklerimizi, hepimizin döneceği asıl mekâna yolcu ederken, onları uğurlamak, onlardan geçicide olsa ayrılmanın etkisiyle, bizlere üzüntü vermesi çok doğaldır. Uzaktan evimize misafir olarak gelen anne ve babalarımız, bir müddet sonra kendi evlerine bile dönerken üzülürüz, hatta ağlarız. Ama onların, yaşadıkları kendi mekânlarında mutlu olduklarını bilmemiz, üzüntümüzün geçici olmasını sağlar. Peki, en yakınlarımızın ölümleri, gerçek evine dönüşleri yani Rahmana kavuşmaları, sonsuzluğa intikal etmelerine, bizlerin aşırı tepki göstermemiz, isyana varan davranışlarımız, bu durumda yanlış olmaz mı? 
 
Bizler yaşarken ne yazık ki, hayatın gerçeklerini aklımıza bile getirmek istemeyiz.  Yaşadığımız o şaşalı ortama, çok çabuk alışırız. Bundan dolayıdır ki, yaşamın gerçeği olan ÖLÜMLE YÜZLEŞMEK HİÇ İSTEMEYİZ. 
 
Gerçeklerden uzak yaşamamızdan dolayı, ölüm bizlere ağır gelir. ÖLÜMÜN HER AN BİZLERLE OLDUĞU GERÇEĞİNE, KENDİMİZİ HAZIRLAMADIĞIMIZ SÜRECE, ÖLÜM BİZLERE HER ZAMAN AĞIR GELECEKTİR.
 
ÖLÜM GERÇEĞİNİ, YAŞANTIMIZDA BİR SÜRPRİZ OLARAK DEĞİL, HER AN KARŞI KARŞIYA GELEBİLECEĞİMİZ, ALLAH IN MEKÂNINA DAVETİ OLARAK GÖRMEMİZ, BİZLERİN ÖLÜMLE YÜZLEŞMEMİZİ KOLAYLAŞTIRACAKTIR.
 
ÖLÜM ASLA BİR SON DEĞİL, SONSUZ MEKÂNA AÇILAN AYDINLIK BİR KAPIDIR. Lütfen bunu unutmayalım.
 
Dilerim cümlemiz, yaşantımızdaki ölüm gerçeğiyle yüzleşebilen, onun yükünü hafifletmek için, nefsini FURKAN ile eğiten, Rabbin halis kullarından oluruz.
 
Saygılarımla 
Haluk GÜMÜŞTABAK
 

93
0
0
Yorum Yaz